Anasayfa  |  Site Haritası
Yükleniyor...
 
SINDIRGI TARİHİ

Sındırgı Tarihi

İlçemizin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Sındırgı’nın şehir olarak kuruluşu 18.Yüzyılın sonlarında olmuştur. M.Ö. VI.ncı yüzyılda Persler, Lidya ve bütün Anadolu ile beraber   (Misya) denilen bu çevreyi de İran İmparatorluğuna katmışlardır. 200 yıl kadar İran egemenliği altında kalan bölge Bergama Krallığı ile birlikte Romalıların yönetimine geçmiş daha sonra, önce Bizans sonra Selçuklular tarafından ele geçirilerek idare edilmiştir. Karesi Beyliğinden sonra Osmanlı Egemenliği altına giren bölgeye gelen Çavdarlılar, Avşarlılar adlarını taşıyan Türkmen toplulukları, Sındırgı yöresine yerleşmişler ve Çavdarlı aşiretinden Halil Ağa’nın mezarı halen İlçemiz Karagür Köyü mezarlığındadır.

Halil ağanın torunları aralarında anlaşamayarak kardeşlerden Şerif İstanbul’a gitmiş, saraya girmiş bir zaman sonra PAŞA ünvanını alarak Sındırgı’ya dönmüştür. Kocakonak Köyüne yerleşerek Sındırgı ’nın bulunduğu yeri kendisine koruluk ve çiftlik yapmıştır. Daha sonra bu yeri cazip görüp Midilli adasından getirttiği Rum ustalarına Koca Camii (Şerif Paşa Camii )’nin, yanındaki hamamı, (Kocahan) yaptırmıştır. Böylece şimdiki Sındırgı Koruköy adını alarak 1845 yılında köy haline gelmiştir. 1884 yılında Belediye kurulmuş, 1913 yılında Bigadiç’ten ayrılarak ilçe olmuştur.

29 Haziran 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan ilçenin halkı, canla başla mücadele ederek Rum Birliklerini (sindirmiş) (yıldırmış), sonuçta bir yerde barınamayacaklarını anlayan işgalciler bir çok yangın çıkardıktan sonra İlçeyi terk etmişlerdir.

3 Eylül 1922’de işgalcilerden temizlenen SINDIRGI bu günü resmi kurtuluş günü kabul edip,her yıl coşku ile kutlamaktadır.

SINDIRGI

Doğal güzellikleri ve yeraltı kaynaklarıyla Batı Anadolu’nun keşfedilmeyi bekleyen güzide ilçesi Sındırgı, Balıkesir iline bağlı olup, il merkezine 63 km, izmir’e 150 km, Akhisar’a   57   km,   Simav’a   87   km.

TARİHİ:

İlçemizin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Antik kaynaklar Balıkesir ve çevresini Misya (Mysia) olarak kaydetmektedir. Sındırgı tarihte Carsea ve Koruköy adlarını alan eski bir yerleşim alanıdır. Sındırgı’ya tarih sırasıyla Lidyalılar, Persler, Bergamalılar, İ.Ö. 129 yılında Romalılar, Bizanslılar 11. Yüzyılda da Selçuklular egemen oldular. Beylikler Döneminde Karesi Beyliği sınırları içerisinde kalan Sındırgı, 1323 yılında Osmalıların eline geçti.Bu bölgeye : Çavdar, Avşar, Yağcıbedir, Cepni, Karakeçili… yörükleri yerleştiler.

_____________________________________________________________________

SINDIRGI KUVÂ-Yİ MİLLÎYESİ

Yunanlıların İzmir i işgal ermesi ve istiklâl Harbinin başlaması üzerine, Sındırgılar da bu kutsal mücadelede yer almışlar, vatan uğrunda malları ve canları ile seve seve gönüllü olarak hizmet etmişlerdir. ikinci Balıkesir Kongresinde Sındırgı ‘yı, Eşraftan Şatır-zâde Emin bey ile yine Eşraftan Zühtü Bey-zâde Mustafa Bey temsil etmişlerdir. Balıkesir ve cephelerdeki Kuvâ-yi Millîye masraflarının %4 ü Sındırgı ‘nın vatansever evlatları tarafından karşılanmıştır. Dördüncü Balıkesir Kongresinde ise Sındırgı kazasını İbrahim Efendi ile Azmi Bey; Çorum nahiyesini Ali Bey; Gölcük nahiyesini ise Ömer Efendi temsil etmişlerdir. Soma Cephesine bir milli taburla katılan Sındırgı, ayrıca Karakaya Milli müfrezesini de cepheye göndermiştir. Sındırgılı Ahmet Süreyya (Örgeevren) Bey ise Ayvalık’ta cephe Kumandanlığı görevinde bulunmuştur.  Akhisar ın ilk işgali sonrasında, Akhisar ‘dan gelen muhacirlere de kucak açılarak, iaşeleri ve barınmaları sağlanmıştır. Sındırgılı öğret­men Kadir Balkan ise Varnalı İsmail Hakkı Bey’in kumandasında olmak üzere Ayvalık Cephesinde takım kumandanı olarak görev yapmış ve büyük Kahramanlıklar göstermiştir. Sındırgı Kuvâ-yi Milliye harekelinde yer alan diğer isimler ise şunlardır; Fakı hacı Sadık Efendi, Sabri Bey-zâde Azmi Bey, Hasan Ağa-zâde Emin Ağa, Fakı-zâde Emin Efendi, Şatır-zâde Azmi Bey, Mehmet Efendi-zâde Ali Reşad Bey, İsmail Ağa-zâde, Ali Bey, Kocakonaklı şükrü Bey, Mehmet bey oğlu, Şükrü Bey, Arif Bey-­zâde Sadık Bey, Ahmet bey oğlu Ömer Bey, Hüseyin oğlu emin bey, Kırkağaçlı Mehmet Efendi-zâde Ali Bey, Mehmet oğlu Saffet Bey, Bahaeddin Süleyman Efendi, Pehlivan-zâde Hacı Ethem Bey ve Nâki-zâde İbrahim- Bey Akhisar ve Soma cephelerinin çökmesi ve Sındırgı’nın 30 Haziran 1920 de işgal edilmesinden sonra pek çok Sındırgı lı Kuvâ-yi Milliyeci akıncı müfrezelerine katılarak yunanlılarla mücadeleler­ine devam etmişlerdir. Kasım Karaca ve Kasap Ziya bu müfrezelerde görev yapanlar arasındadırlar. Kuvâ-yi Millîye mensupların­dan Hasan Ağa-zâde Emin Ağa ile Hacı Musa-zâde Fevzi Efendi, yunanlılar tarafından esir edilerek Eyne adası hapishane­sine gönderilmişlerdir. iki yıllık, işgal acıları, İbrahim Ethem Beyin kumandasındaki Kuvâ-yi Milliye müfrezelerinin 3 Eylül 1922 Pazar günü sabah saatlerinde şehre girmesiyle son bulacaktır.

KOCA YAYLA MUHAREBESİ

28 Şubat 1922 tarihinde Bigadiç’ in Alan Köyüne gelen İbrahim Ethem (Akıncı) Bey ve akıncı müfrezeleri, onikibin kişilik bir düş­man kolu tarafından Akdağ ve Alaçam dağlarında muhasaraya alındıklarını öğrenir. Bunun üzerine müfrezeler piyadeye çevrile­rek, bir kısmı başka bölgelere gönderilirler. İbrahim Ethem Bey, yanında Parti Mehmet Pehlivan Halil efe müfrezeleri olduğu halde ulus dağına çekilir. Düşman, muhasarasının burada daha da sıkılaşması üzerine, 10 Mart günü düşman muhasarasının yarılmasına ve Sındırgı istikametine geçilmesine karar verilir. Ortacaalan, Gelemeç (Armutlu) Adalı Çalı ve Karakaya istikametini takip ederek 12 Mart günü Eğridere köyüne gelirler. Burada daha fazla kalmayan müfrezeler, 16 Mart 1922 Perşembe günü yanık burun (Eğridere’ye bağlı Çorlu mahallesi)  mevkiindeki Yağcıbedir aşiretinden çorlu İsmail’ in evine misafir olurlar. Ancak buraya geldikleri sırada, üzümcü (Şahinkaya köyü muhacir köyünde pusu kuran Yunan kuvvetleri ile Anzavur döküntüsü Sündüklü Davut çetesinin baskınına uğrarlar. 17 Mart’ı 18 Marta bağlayan gecenin sabahında gerçekleşen baskın sonucunda.  Kuva-yi Milliye müfrezelerin den Gördesli Mustafa Çavuş, Tekirdağlı, Hüseyin Çavuş, Gedizli Ziya, Kırkağaç lı Kadir Efe’nin eşi Fehime Hanım ve çocuğu ile yağcıbedirler den Tulların Hüseyin şehit olmuşlardır. Tulların-ın Hüseyin in oğlu Mehmet (Çoban) bacağın­dan yaralanmış; Emet Kaymakamı Besim Bey, Sındırgı lı Kâmil ve parti pehlivanın kayın biraderi Kamil de esir düşmüşlerdir. Düşmanda üçü aznavurcu Çerkez olmak üzere yedi ölü ve onüç yaralı vermiştir. Bu muharebeden sonra Halil Efe, eşi Makbule hanım ın aziz naşını bilinmeyen bir yere (Yunanlıların eline geçmemesi amacıyla) gizlice defnetmiş ve kabir yeri bir sır gibi saklanmıştır. Şehit Makbule hanımın mezar yerinin nerede olduğu konusu tam yetmiş sekiz yıl bir sır olarak kaldıktan sonra Haziran 2000 de zamanın Balıkesir Ordu Donatım Okulu Komutanı Sayın Tüm General Kâmil Erdal Sipahinin ve merhum İbrahim Ethem AKINCI nın oğlu Sayın Burhan Cahit AKINCI nın gayret ve teşvikleri ve Balıkesir Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi okutmanı Zekeriya ÖZDEMİR in çalışmaları sonucunda, harlak deresinde Derecatı mevkiinde bulunmuştur. Mezar yerinin tespitin de, Kocayayla müsademesinde bacağından yaralanmış olan ve halen sağ olan Çorlulu Mehmet Çoban ile aynı yerden Mahmut Altındağ ın ve Şahinkaya köyü Muhtarı Kemal Ağışın büyük yardımları olmuştur. Sındırgı Kaymakamlığı tararından basta Mücahit Makbule Hanım ve Kırkağaç ın İlyaslar köyünden Fehime Hanımın mezarları olmak üzere bütün şehitlerimizin mezarları yeniden yapılmıştır. Yine Sındırgı Kaymakamlığı tarafından, tüm Kuvâ-yi Milliyecilerimizin aziz hatıralarına atfen Kuvâ-yi Milliye Anıt parkı yapılmıştır.

İbrahim Ethem Bey 1889 yılında Selanik’in Menlik kasabasında doğmuştur. Babası Ali Efendi, annesi Naile Hanım’dır. Dedesi, Kolağası Süleyman Ağa’dır. ilköğrenimini Alasonya’ da, Rüşdiye tahsilini Serez’ de tamamlamıştır. Bir ara vekil öğretmen olarak Selanik Öğretmen Mektebi’nde tarih öğretmenliği yapmıştır. Daha sonra İstanbul’a gelerek Hukuk Mektebi’ni bitiren (Hukuk mektebinde okurken gazetecilik yapmış ve gönüllü olarak Hareket Ordusu’nda görev almıştır) İbrahim Ethem Bey, Balkan Harbi dolayısıyla ailesi ile birlikte Selanik’ten Balıkesir’e geçip Kocapınar köyüne iskân edilmiş, Balıkesir’in Şamlı ve Sındırgı’nın Çorum (Düvertepe) nahiyelerinde nahiye müdürü olarak görev yapmıştır.

Memuriyetten istifa ederek Balıkesir’de avukatlık yapmaya başlayan İbrahim Ethem Bey, İzmir’in işgali üzerine Balıkesir Kuvâ-yi Millîyesinde hizmet etmeye başlamıştır.

Soma cephesinin çökmesi ve Giresun (Savaştepe) muharebesinin kaybedilmesi üzerine   Susurluk,    Kirmastı   (Mustafa Kemalpaşa) yoluyla Bursa’ya gelir. Burada Kavalalı Şevki Bey’in yardımıyla Felemenk Valtakan Kumpanyası memuru diye bir vesika alarak, tüccar kılığında İstanbul’a geçer. Burada kısa sûre amcası Yüzbaşı Münir Bey’in yanında kaldıktan sonra Reşit Paşa vapuru ile İnebolu’ya ve oradan da Ankara’ya geçer. Ankara’da kısa bir süre için Dahiliye Vekâleti Kalem-i Mahsus’unda şifre kaleminde hizmet eder, Dahiliye Vekâleti’nin 25 Kasım 1920 tarihli yazısıyla, üçüncü sınıf maaşla Demirci Kaymakamlığına tayin edilir. Özellikle o bölgeyi iyi tanımasından dolayı bu göreve getirilen İbrahim Ethem  Bey, Ankara’ daki görevinden ayrılarak, Eskişehir, Kütahya, Gördes ve Simav yoluyla Demirci’ye gelir.

23 Ekim 1920’de Demirci’ye gelip kaymakamlık vazifesine başlayan İbrahim Ethem Bey, derhal idareyi ele alır Bu sırada Çerkez Ethem’ den ayrılarak millî kuvvetlere katılan Parti Pehlivan ve Usturumcalı Halil Efe kuvvetleri akıncı müfrezelerine dönüştürülerek İbrahim Ethem Bey’in emrine verilirler.

Yunanlıların bazı ileri harekâtları üzerine, 25 Mart 1921 ‘de Parti Pehlivan ve Halil Efe kumandalarında 30 kişiden meydana gelen akıncı müfrezelerine düşman içine akın emri verilir. İlk hedef düşmanın harita kollarıdır. Alınan emir üzerine 7 Nisan 1921 ‘de Gördes’in Kızıllar köyünde bulunan düşman harita kolu basılır.

Yunanlılar büyük bir kuvvetle Kızıllar köyünü yakınca, Sındırgı, Bigadiç istikametine baskınlar yapılması için akıncı müfrezelerine emir verilir, İbrahim Ethem Bey kumandasında 20 Nisan 1921 Çarşamba günü 120 süvari ve 150 piyadeden meydana gelen Kuvâ-yi Millîye müfrezeleri, Bigadiç’teki Yunan birliklerini baskına uğratırlar.

21 Nisan sabahına kadar süren çarpışma sonunda beş düşman öldürülür, çok mik­tarda erzak ve cephane ile bir de esir alınır.

Akıncı müfrezelerinin faaliyetlerini arttır­ması üzerine, yunanlılar 21 Mayıs 1921 Cu­martesi günü, üç koldan iki top ve ikibin kişilik bir kuvvetle Gördes’e taarruz eder. Pek çok katliam yaptıktan sonra, kasabayı yakarak geri çekilir. Kaçan düşmanı takip eden Akıncı müfrezeleri Sındırgı’ya iki saat mesafede bulunan Kapanca köyü civarında düşmanı kıstırır. Yedi saat süren muharebe sonunda, ikisi subay 37 ölü ve elliye aşkın yaralı veren yunanlılar perişan bir halde Sındırgı’ ya sığınır. Bigadiç ve Gördes’teki baskınlarda elde edilen başarı üzerine, Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey, 11 Temmuz 1921’de Müdafaa-i Milliye Vekili Fevzi Paşa tarafından “bir kıta harp madalyasıyla” taltif edilir. 6 Ağustos  1921’de Demirci’nin işgali üzerine dağlara çekilen akıncı müfrezeleri, 13 Ağustos 1921 Cumartesi günü Yağcı dağında kati mücahede kararı alıp, yemin ederler.

Sakarya zaferinin etkisiyle İbrahim Ethem Bey, cephe gerisinde bulunan Gördes, Simav ve Demirci’de T.B.M.M’ nin tek resmi temsilcisi olarak Demirci merkezli müstakil bir “Türk Livası” kurar. Burada derhal Milli Hükümet namına idareyi ele alan İbrahim Ethem Bey, 5 Eylül-11 Ekim 1921 tarihleri arasında Demirci, Gördes ve Simav’da müfrezeler ve iaşeleri için Müdafaa-i Hukuk idareleri oluşturur Telgraf hatlarını tamir ederek Mir Mustafa ile orduya ilk raporunu gönderir. Düşmanın büyük kuvvetler sevk etmesi üzerine 11 Ekim’den itibaren Demirci ve Simav yeniden tahliye edilerek Akdağ’ a geçilir. Burada mücadele mın­tıkaları belirlenir ve yeniden akıncı müfrezeleri meydana getirile­rek aşağıda isimleri verilen Kuvâ-yi Millîyeciler, müfreze komutanlıklarına tayin edilirler.

İBRAHİM ETHEM AKINCI

      İbrahim Ethem Akıncı, nahiye müdürü, kaymakam ve vali unvanı ile hizmet ettiği çalışma hayatı boyunca hem Osmanlı Devleti hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin liyakat sahibi idarecilerinden biri olmuştur.

     İbrahim Ethem Akıncı güçlü İslami ve Türk gelenekleri olan bir aile çevresi içerisinde yetişmiştir. Hayatı boyunca Ramazan ayında orucunu bırakmamış, aile büyüklerinin mezarlarını ziyaret etmiştir.

      Ailenin ataları tüfekçi mesleği ile meşgul olmuştur. Meslek adına bağlı olarak kullanılan bu lakap, zamanla soy ve sülale adı olarak yerleşmiştir. İbrahim Ethem Efendi’nin babası Ali Ağa da varlıklı bir çiftlik sahibi olarak, oğlunun çiftlik işleri ile meşgul olmasını bu yüzden istemiştir.

      Yetiştiği Makedonya O’na pek çok özellik kazandırmıştır. İbrahim Ethem Efendi’nin ileride devlet idaresinde yer aldığında sosyo-ekonomik tedbirler almak, yatırımlar yapmak noktasında yararlanacağı ilk deneyimlerini, Makedonya’da kazanmıştır.

       Kaplıcalar, İbrahim Ethem Efendi’nin yaşamında hep yer etmiştir. O’nun kaplıcalarla tanışması da Menlik kazası dahilindeki kaplıcalar yoluyla olmuştur.

        Kendisi çift isimli olduğu gibi çocuklarına da hep çift isimler koymuştur. Şair kişiliğinin bir yansıması olarak, çocuklarına kafiye özelliği arz eden isimler koymayı tercih etmiştir.

        1897 Osmanlı-Yunan harbi, hayatında önemli bir yer tutmuştur. Bu savaşta edindiği deneyim sayesinde İstiklal Harbi’nde hiçbir korku belirtisi ve yılgınlık hali olmadan Yunanlılarla zorlu mücadeleye girişmiştir.

         Makedonya hayatı komitacılık ile tanışmasını ve bölgedeki pis işleri görmesini sağlamıştır.

          İbrahim Ethem Efendi’nin eğitim-öğretim hayatında dedesi Süleyman Ağa’nın büyük bir etkisi olduğu görülmektedir. O, eğitim-öğretim hayatında aktif bir öğrenci olmuştur. İbrahim Ethem Akıncı iyi bir eğitim almıştır. Birincilikle bitirdiği Siroz İdadisi, döneminin mükemmel sıfatına haiz bir okulu idi. Aynı şekilde Selanik Hukuk Mektebi, yeni açılmış bir okul olmasına karşın öğretim kadrosu ve müfredat bakımından İstanbul’daki benzerinden aşağı değildi. O’nun uzmanlık alanı hukuk ve idarecilikti.

        Selanik Hukuk Mektebi, İttihat ve Terakki düşüncesiyle tanışmasında ve bu düşüncenin kendisi üzerinde etkili olmasında önemli bir yere sahiptir. Avrupalı Devletlerin Osmanlı Devletini parçalamak fikirlerine ve bu fikre hizmet eden Balkan milletlerinin ayrılıkçı eylemlerine karşı ittihat, birlik ve bütünlük düşüncesinin önde gelen isimlerinden olan Mithat Şükrü Bleda, İbrahim Ethem Akıncı’nın öğretmenidir. O’nun siyasi düşüncesinde derin izler bırakmıştır. Aynı şekilde öğretmeni Müştak Lütfi Gürsan Bey’in idarecilik anlayışı, İbrahim Ethem Akıncı’nın da idarecilik anlayışında derin izler bırakmıştır.

        İbrahim Ethem Akıncı, İstiklal Savaşı yıllarındaki olayları Abdülhak Hamid, Aşık Paşa, Emin Bülend, İbrahim Şinasi, İbn-i Kemal, Leskofçalı Galip, Mehmet Akif, Naci, Nakşi-i Akkirmani, Pertev Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem, Reşit Paşa, Tevfik Fikret ve diğerlerinin dörtlükleri ile sunmuştur. Bu, O’nun Türk edebiyatına çok üst düzeyde vakıf olduğunun bir kanıtıdır.

         Osmanlı Rumeli’sinin gelişmiş şehirlerinde aldığı üstün eğitim ile donanımlı bir şekilde çıktığı hayat yolculuğunda, bir devir kapanıp yeni bir devir açılırken oluşan yeni durumlara, hiç zorlanmadan uyum sağlayabilmiştir. İbrahim Ethem Akıncı, Fransızca, Bulgarca, Rumca, Arapça ve Farsça bilen, matematik, cebir, tarih, edebiyat, şiir ve özellikle de divan edebiyatı şiirine ilgisi olan bir Osmanlı aydınıdır.

           Onun hayatı eşkıyalar, işgalciler, çeteler ve hukuk düzenini yok sayanlarla mücadele ile geçmiştir. İbrahim Ethem Efendi, Rumeli’de komitacılıkta yapmıştır. Hareket Ordusuna gönüllü yazılmıştır. 18.Nişancı Taburu ile İstanbul’a gelmiştir.

        Onun hassas olduğu konulardan biri de toplumsal ahlaktır. Selanik’te gördüğü Avrupai yaşayış, içki, kumar ve ahlaksızlıklar, O’nun bu toplumsal hastalıklar ile mücadele etmesine zemin hazırlamıştır. İbrahim Ethem Akıncı, imparatorluğun başkentten sonra en fazla ekonomik büyüklüğe sahip kenti ve Makedonya’nın kalbi olan Selanik’te, pek çok siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmenin de tanıdığı olmuştur. Yaşadıkları, ilerideki idarecilik hayatına yansımıştır. Selanik’te Mustafa Kemal ile de tanışma fırsatı da bulmuştur. Bu tanışıklık liyakat ve güven temeli üzerinde ilerlemiş ve yükselmiştir.

          İbrahim Ethem Akıncı Selanik’te henüz öğrenci ilken Selanik Darülmuallimin-i İbtidai Mektebi’nde tarih ve güzel yazı derslerine girmek suretiyle öğretmenlik yapmıştır. Üç yıl boyunca Selanik Vilayeti Tahrirat Kalemi’nde katip olarak çalışmıştır. ‘’çekirdekten yetişmiştir.’’ İttihatçıların yayın organlarından biri olan Rumeli gazetesinde iki yıl boyunca muhabirlik yapmıştır. Gazete muhabirliği deneyimi ile matbuat hayatı içinde bulunan pek çok kişiyi tanıma fırsatı bulmuştur.

          Balkan savaşında yeni mezun, genç bir hukukçu olan İbrahim Ethem, aynı zamanda doğup büyüdüğü yerleri de savunacak olan Ustruma Kolordusu’na gazete muhabiri sıfatıyla katılmıştır. Bu ordunun Bulgar güçleri karşısında geri çekilmesi üzerine, ailesinin Anadolu’ya göç etmesini sağlamıştır. Kendisi Siroz’da kalmıştır. Bulgar-Yunan savaşlarında Yunan kuvvetleriyle Bulgarlara karşı savaşa katılmıştır. Doğduğu Biliçe köyüne kadar giderek, Bulgar eline düşmüş ve hiçbir Türk kalmamış olan bu köyü yakmıştır. Biliçe de yaşadığı anıların, Bulgarların eline geçmesine katlanamadığı için kendi köyünü yakmak zorunda kalmıştır.

       İbrahim Ethem, Temmuz 1913 te geçici iskan yeri olan İstanbul’a büyük zorluklarla göç edebilmiş ; ancak İstanbul’a döndüğünde Bekirağa Bölüğüne atılmıştır. Daha sonra İstanbul’da iken avukatlık yapabilmek için avukatlık ruhsatnamesi almıştır.

       İbrahim Ethem ve ailesi, İstanbul’dan kalıcı iskan yeri olan Balıkesir’in Balya kazasının Kocapınar köyüne yerleştirilmiştir. Ancak bu küçük köyde barınamayıp az bir zaman sonra Balıkesir’e taşınmışlardır. Balıkesir’de iken Balıkesir Sultanisi’nde matematik öğretmenliği yapmıştır.

         İbrahim Ethem’in memuriyet hayatı, 2 Haziran 1915 tarihinde atandığı Sındırgı Kazası’nın Çorum (Düvertepe) Nahiyesi Nahiye Müdürlüğü ile başlar. İbrahim Ethem, Çorum Nahiye Müdürlüğü müddetince Sındırgı, Demirci, Gördes, Simav, Bigadiç kazalarını ve halkını tanıma fırsatı bulmuş. Bu durum İstiklal Harbi sırasında Kuva-yı Milliye birliklerinin bu bölgede örgütlenmesinde başrolü oynamıştır. Daha sonra ise Balıkesir kazasının Şamlı Nahiyesi Nahiye Müdürlüğü görevinde bulunmuştur.

      İbrahim Ethem, Mütareke yıllarında önce memuriyetten istifa etmiş ardından Balıkesir’de avukatlığa başlamıştır. Avukatlık yaparken, Balıkesir hukuk çevresini tanıma fırsatı bulmuştur. Özellikle İzmir’in işgalini müteakip Balıkesir Kuva-yı Milliyesi içerisinde yer almıştır.

     Balıkesir’in Yunanlılarca işgali üzerine önce İstanbul’a daha sonra Ankara’ya gitmiştir. Ankara’da İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü Şifre Kalemi’nde  görev almıştır. İbrahim Ethem daha sonra Demirci kazası kaymakamlığına atanmıştır. Yunan işgal bölgesi tehdidi ile çevrili olan Demirci kazası kaymakamlığı gibi olağanüstü tehlikeli ve önemli bir görevi kendisi kabul etmiştir.

        İbrahim Ethem Akıncı Demirci’de göreve başladıktan kısa bir süre sonra ‘’Demirci Akıncıları’’ adlı teşkilatı oluşturma görevini üstlenmiştir. Sivil olmasına ve aynı zamanda askerlik eğitimi almamasına karşın, temeli askeri bir örgütlenme olan bu teşkilatı başarılı bir şekilde oluşturmuştur. Özellikle kurduğu istihbarat örgütü takdire şayandır. Balıkesir, Sındırgı, Demirci, Gördes, Simav, Bigadiç ve diğer kazaların halkından meydana getirdiği bu teşkilat, 1,5 yıl boyunca dağlarda yaşamalarını olanaklı kılmış ve merkeze istihbarat aktararak Milli Mücadele’ye önemli katkı sağlamıştır.

        İstiklal Harbi’nde dağlarda geçirdiği 1,5 yıllık zorlu hayatta, bir yandan düşman ile mücadele ederken, diğer taraftan da emrindeki müfrezeleri ustaca idare etmiştir. İbrahim Ethem etkili bir liderlik özelliği sergilemiştir. Komitacılık yapmış, eşkıyalığa bulaşmış asi ve korkusuz olan insanları sevk ve idare edebilmiştir. Akıncı, geleceğe yönelik pek çok korkuları olan bu insanları, adeta bir terapist gibi terapi etmiş ve  ‘’Demirci Akıncıları’’ adlı teşkilatın bünyesinde tutabilmeyi başarmıştır.

         İbrahim Ethem, çetin dağ koşulları, çatışma, müsademe ve muharebelerin acımasızlığı karşısında, fırsat buldukça köy düğünlerine katılma, av partileri ve güreşler düzenleme gibi etkinliklere başvurmuştur.

         İbrahim Ethem Cumhuriyet döneminde Demirci, Ayvalık ve Kula kazalarında kaymakamlık görevlerinde bulunmuştur. Milli Mücadele’deki büyük başarısı nedeniyle üç derece birden terfi ettirilerek Ayvalık kaymakamlığına atanmıştır.

          Kaymakamlık görevlerinde kazaların eğitim-öğretim, yol ve su işleri ile ilgilenmiştir. Ayvalık’ta mübadillerin iskanı, Kula’da çekirge afetine karşı aldığı tedbirler ile takdir toplamıştır. Ayrıca Mübadele ile Türkiye’ye gelen göçmenlerin yetiştirilmesi işinde İskan Müfettişi olarak görev almıştır.

         İbrahim Ethem Kula Kaymakamı iken askerliğini yapmış sayılmış ve İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

          İbrahim Ethem Akıncı kaymakamlık görevlerinin ardından Yozgat, Siirt, Ağrı, Samsun, Balıkesir, Malatya ve Muğla vilayetlerinde valilik görevlerinde bulunmuştur. Bu görevlerine hep Atatürk’ün emriyle atanmış bu nedenle ‘’ Atatürk’ün valisi’’ sıfatıyla anılmıştır.

          Valilik görevleri süresinde uygulanması gereken kanunları başarı ile uygulamış, Cumhuriyet yönetiminin vilayetinde etkili bir şekilde işlemesi için gerekli tedbirleri almıştır. O’nun teftiş ve tetkik gezileri meşhur olmuştur. Her atandığı vilayette önce tanıma amaçlı gezileri, daha sonra ise denetleme ve inceleme gezileri yapmıştır.

        Valilik görevinde bulunduğu illerde imar ve ulaşım işleri başlıca meşgalesi olmuştur. Vali ve hükümet konakları, okullar, hastaneler, ceza evleri, köy yolları ve köprüler, içme suyu şebekeleri, imar planları yapılması için uğraşmıştır.

        Örneğin; İbrahim Ethem Muğla valiliği sırasında, Muğla ili Bayır beldesinin, çağın gereklerine göre modern bir kasaba olması için imar planını çizdirmiştir. Belde günümüzde modern yerleşim planıyla dikkat çekmektedir.

        Tarım ve hayvancılık konusunda görev yaptığı vilayetlerin mevcut üretim kapasitelerinin arttırılması yönünde çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalardan biri zararlı hayvanlarla mücadele olmuştur.

         İbrahim Ethem, görev yaptığı vilayetlerde eğitim-öğretim, kültür, sağlık, sosyal ve spor faaliyetlerinin arttırılması yönünde çalışmalarda bulunmuştur.

           Halk ile temastan kaçınmamıştır. Halkın haklı ve geçerli istekleri doğrultusunda görev yaptığı ilde idare taksimatta değişiklikler yapılmasını önermiştir.

            Görev yaptığı vilayetlere karşılaştığı afetlere karşı da en etkili ve acil tedbirler almış, hükümet ile koordineli bir biçimde çalışmıştır.

             İbrahim Ethem siyasi faaliyetlerde idarecilerin tarafsızlığına inanmış bir idareciydi. Örneğin 1946 daki çok partili seçimlerde, seçimlere hile karıştırılmaması için kaymakamlar ile toplantı yapmıştır. Bu durum görev başında iken tarafsızlık anlayışının bir göstergesidir.

             Çalışma hayatında bayındırlık, eğitim, sağlık ile ilgili konularda yapmış olduğu hizmetler dikkate değerdir.

              Kendisinin yerine getiremediği bir vasiyeti, Manisa’da, Demirci Akıncıları müfrezelerinden şehit düşmüş vatan evlatları için bir anıt mezar yaptırılmasıdır. Bu anıt mezarın mümtaz bir köşesine Demirci Akıncıları müfrezeleri efradının isimlerinin tek tek nakşedilmesidir.

               İbrahim Ethem Akıncı, enerjik, güven veren ve çalışmalarını kararlılıkla yürüten bir idareci olmuştur. O tam bir görev adamıdır. Vatan savunmasında savaşçı bir asker, mükemmel bir istihbaratçı, sevk ve idare eden bir komutan, güven veren bir lider; sivil hayatta iyi bir idareci, hukukçu, görev aşığı bir Cumhuriyet aydını, bürokrat ve entelektüel bir kimlik olarak Cumhuriyet tarihinde yer edinmiş değerli bir şahsiyettir.  

MÜCAHİT MAKBULE HANIM

Gördes kızı Mücahid Makbule Hanım 1902 yılında Gördes’te dünyaya gelmiştir. Babası Ali ustalar sülalesinden Abdullah Efendi’dir. Kalabalık olan ailenin küçük bir çiftliği ve arazileri vardır. O zamanki her Gördesli kadın gibi Makbule Hanım da ata binmesini ve silah kullanmasını daha küçük yaşlarda öğrenmiştir. oniki yaşlarında iken babasını, kaybettiği için ağabeylerinin himayesinde büyümüştür.

1921 yılında Usturumcalı Halil Efe ile evlenmiş iki ay sonra da kocasıyla beraber akıncı olarak dağlara çıkmıştır. Müfrezelerle beraber, Demirci, Gördes, Simav, Bigadiç ve Sındırgı dağlarında sürekli dolaşan ve çok cesur olan Makbule Hanım, müfrezeleri en ümitsiz zamanlarda cesaretlendirmiş, her yerde her müsademede kahramanca savaşmıştır.

Düşmanla birkaç büyük muharebede bulunmuş, iki defa kocasıyla beraber pusuya düşmüş, fakat hiç bir zaman metanetini kaybetmemiş, telaş göstermemiştir.

Güvemdere Muharebesinin kazanılmasın­da cesaret ve kahramanlığı ile büyük rol oynayan,   geri çekilen müfrezelerimizi cesaretlendirerek düşmana yeniden taar­ruz etmelerini sağlayan Makbule Hanım’ hatıralarında İbrahim Ethem Bey şu şekilde tarif etmektedir.

Kendisi siyah pantolon ve ceket ve uzun bir manto giyer, ayağında daima çizme ve başında da siyah başlık ve daima örtülü olup, yalnız gözleri meydanda bulunur. Kısa bir Japon filintası taşır ve düşmandan itinam olunmuş güzel bir doru ata biner ve daima müfrezenin dümdarı olarak kalırdı.

Efradın çoğundan iyi ata biner, tehlike anında en evvel silahı eline almış görülürdü.

Dağ hayatının sıkıntı, zorluk ve tehlikelerine ve bütün ısrarlarına rağmen asla kocasından ayrılmayan Makbule Hanım, 17 Mart ‘1922’de Akhisar-Sındırgı arasında Koca Yayla’da düşmanla girişilen bir çarpışma sonucu şehit olmuştur.

Mezarı Koca Yayla ‘da bulunan Mücahid Makbule Hanım’ın defin merasimini İbrahim Ethem Bey aşağıdaki satırlarla anlatır.

“Defnederken bütün efrat çocuk gibi ağlıyordu. Nasıl ağlanmasın ki, sekiz ay dağlarda, karda, çamurda bizimle beraber gezmiş, yatmış ve düşmanla harp etmiş, kadın olmakla beraber mili istiklâl mücadelesinin muvaffakiyetle neticeleneceğine kanaat getirerek azım ve sebat ile erkeklere büyük bir numune ve medar-ı teşvik olmuş bir arkadaşı kara toprağa, kanlı elbiseleri, kanlı çizmeleriyle gömüyor ve zevci de mezarın başında kendinden geçmiş olduğu halde avazı çıktığı kadar feryad ederek, ağlıyordu.

Nasıl ağlanmaz ki 22 yaşında dan genç Gördes kızımın gür ve kumral saçları başın­dan  ileri yere  uzanmış, zalimi düşman kurşununun akıttığı beyni bu uzun. saçlar üzerine bir nur gibi akmış, hayata doymak değil, hayatin zevkini henüz tatmağa başlamış ve görmüş, gözleri yarı açık, süzgün ve ağlar bir vaziyette.

Bu ilahi manzara, bu levha-i hazin ve matem karşısında ağlamamak mümkün mü? Evvela Türklük Türk kadınlığı, saniyen, Gördes salisen ailesi, Makbule Hanım’la ne kadar iftihar etse sezadır.

Bu asırların, batınların nadir yetiştirdiği mücadele-i millîyenin doğurduğu bir zâde-i fıtrat idi. Öyle ümit ederim ki şu kadının namı hatıra-i millette unutulmaz…”





Kategorideki Diğer Başlıklar

SINDIRGI'DA YAŞAM
KONAKLAMA
PEHLİVANLARIMIZ
YAĞCIBEDİR
TERMAL TURİZM
SINDIRGI